Hediye Eroğlu
Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü önünde bir araya gelen İHD Mersin Şubesi Kadın Komisyonu üyeleri, bir kez daha tepkilerini dile getirdi. Grup adına konuşan İHDA Mersin Kadın Komisyonu Sözcüsü Fatoş Sarıkaya, bölgede erken egemen, militer ve feodal değer yargılarının olağanüstü derecede içselleştirilmiş durumda olduğunu vurgulayarak, “Bu anlayışın sonucu olarak kadına yönelik şiddet sistematik ve yaygın biçimde uygulanmaktadır. Neredeyse her güne yeni bir kadın cinayeti haberiyle başlıyoruz. Hatta geçtiğimiz hafta 1 gün içinde 6 kadının katledildiğine tanıklık ettik. Buna karşın Türkiye Cumhuriyeti’ni yöneten siyasal irade toplumsal cinsiyet eşitliği konusunu tamamen gündemden çıkarmış durumdadır. Kadına yönelik şiddet, çeşitli uygulamalarla adeta meşrulaştırılmaktadır. Biz kadınlar güvende değiliz. Yaşam güvencemiz yoktur. Kadına yönelik şiddet konusunda bugüne kadar hazırlanmış en kapsamlı uluslararası metin, İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen Avrupa Konseyi sözleşmesidir. Bu sözleşme, bizim coğrafyamızda verilen kadın mücadelesinin bir sonucu olarak hazırlanmıştır. Diyarbakır’da annesi eşi tarafından öldürülen, kendisi de ağır yaralanan Nahide Opuz’un başvurusu üzerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye’yi kadına yönelik şiddet konusunda gerekli önlemleri almadığı gerekçesiyle mahkûm etmiştir. Bu kararın ardından Avrupa Konseyi, üye devletlere kadına yönelik şiddetle mücadeleye ilişkin kapsamlı bir sözleşme hazırlanması çağrısında bulunmuştur. İstanbul Sözleşmesi bu süreçte hazırlanmıştır.
Sözleşme 11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul’da imzaya açılmış, ilk imzacısı Türkiye Cumhuriyeti devleti olmuştur. Sözleşme, imzacı devletlere kadına yönelik şiddetin; erkeklerin kadınlar üzerinde tahakküm kurmasına, ayrımcılığa ve tarihsel eşitsiz güç ilişkilerine dayandığını kabul etme ve buna karşı kapsamlı politikalar geliştirme yükümlülüğü getirmiştir. Kadınlara yönelik her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılması ve yaşamın tüm alanlarında şiddetin sona erdirilmesi için devletlere somut sorumluluklar yüklemiştir. Aynı zamanda toplumsal cinsiyete duyarlı, eş güdümlü ve bütüncül politikalar geliştirme görevi tanımlamıştır.Ancak sözleşme yürürlükte olduğu dönemde dahi yeterince uygulanmamıştır. Buna ilişkin eleştirilerimizi kadınlar olarak her zaman dile getirdik. Buna rağmen sözleşme, kadınlara hem hukuki hem de moral güç sağlamış, mücadele alanımızı genişletmiştir” dedi.
“İSTANBUL SÖZLEŞMESİ YAŞATIR”
20 Mart 2021 yılında sözleşmeden çekinildiğini hatırlatan Sarıkaya, “Oysa sözleşme Meclis onayından geçerek yürürlüğe girmiştir. Buna rağmen bir Cumhurbaşkanı kararıyla feshedilmiştir. Yapılan tüm itirazlar sonuçsuz kalmıştır. Bu çekilme kararı, kadına yönelik şiddet konusunda tehlikeli bir meşruiyet algısı yaratmış; bu durum kadın cinayetlerindeki artışla somut biçimde kendini göstermiştir.
Veriler açıkça ortadadır. 2021 yılında 280 kadın erkekler tarafından öldürüldü, 217 kadın şüpheli biçimde yaşamını yitirdi. 2022 yılında 334 kadın erkekler tarafından öldürüldü, 245 kadın şüpheli biçimde yaşamını yitirdi. 2023 yılında 315 kadın erkekler tarafından öldürüldü, 248 kadın şüpheli biçimde yaşamını yitirdi. 2024 yılında 394 kadın erkekler tarafından öldürüldü, 259 kadın şüpheli biçimde yaşamını yitirdi. 2025 yılında 294 kadın erkekler tarafından öldürüldü, 297 kadın şüpheli biçimde yaşamını yitirdi. Katillerin kimliklerine bakıldığında en büyük oranı kadınların evli oldukları erkekler oluşturmaktadır. İkinci sırada eski partnerler, üçüncü sırada ise akrabalar yer almaktadır. Bu tablo açıkça göstermektedir ki erkek egemen ve feodal aile yapısı kadınları öldürmektedir. 2025 yılının aile yılı ilan edilmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliği tartışmalarının adeta yasaklanması, kadınların en çok şiddete maruz kaldığı alanın aile içi olduğunu görmezden gelmektir. Biz insan hakları savunucusu kadınlar olarak, kadına yönelik şiddetin önlenmesinin birinci koşulunun İstanbul Sözleşmesi’ne geri dönmek olduğunu bir kez daha hatırlatıyoruz. İstanbul Sözleşmesi yaşatır söylemi içi boş bir slogan değildir. Bu sözleşme, erkek egemen zihniyetle mücadele etmek üzere kadınların emeğiyle hazırlanmış, uluslararası kabul görmüş bir şiddet önleme mekanizmasıdır. Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenleri 11 Mayıs 2011’de ortaya konan iradeye geri dönmeye ve İstanbul Sözleşmesi’ni yeniden imzalamaya davet ediyoruz. Unutulmamalıdır ki kadına yönelik şiddet politiktir. Devlet dili ne kadar sert, ayrıştırıcı ve ötekileştirici olursa, şiddet de o ölçüde artar. Biz kadınlar yaşamdan yanayız. İstanbul Sözleşmesi yaşatır. İstanbul Sözleşmesi’ni yeniden imzalayın” diye konuştu.