Abdullah Abi (Ayan) fitili ateşledi bombayı orta yere bıraktı.
Mevzu kent plajları.
Adnan Menderes Bulvarı boyunca yapılacak mendireklerle, dalgakıranlarla, mahmuzlarla Akdeniz’e gem vurulacak kent plajları yaratılacak.
Mersin olamadık Ama;
Barselona olacağız!.
Yılların deniz yabanı Mersinlimiz de havlusunu kaptığı gibi plajlara koşup çimip, güneşlenip eski deyimle bir güzel deniz banyosu yapacak.
Mutluluğuna mutluluk katacak.
Memnuniyet tavana vuracak.
Arabaydı, otobüstü derdi ortadan olmayacak.
Saatlerce yol gitmek, trafikte ter döküp, deyim yerindeyse zıvanadan çıkmak, üstelik plajlarda yer bulamamak gibi dertler ortadan kalkacak.
Havluyla, şıpıdık terlikle evden çıkıp, havluyla eve döneceksin.
Hayalsiz olmuyor.
Yıllar önce benim de “Dört mendirek dikeceksin, beş altı sene sonra deniz sana kumsal verecek” demişliğim vardır.
Sonra aklıma eski Mersin geldi, hayal kurmaktan vazgeçtim.
Çocukluğumda limanın batı mendireğinden başlardı doğal kumsal.
Hemen hemen Narlıkuyu’ya kadar uzanırdı.
Kız Kalesine kadar gider, havlunu istediğin yere serer, doya doya çimer, zamanın Tezcanlar nam Silifke otobüsüne biner, o muhteşem Akdeniz’i seyrede seyrede eve dönerdin.
İsteyen o kadar yolda gitmezdi;
Havlusunu alır, Müftü deresinin bitişiğindeki deniz fenerinin komşusu Akdeniz Plajına kadar yürürdü mesela.
Üşenenler için Gümrük Meydanı dediğimiz, şimdinin Ulu Camisinin yanından kalkan İkarus marka belediye otobüsü vardı.
Otobüs beğenmezler için aynı noktada Pozcu’ya kadar giden taksi-dolmuşlar hazırdı.
Müftü köprüsünü geçince şoföre “Plaj yolunda inebilirmiyim” demeniz yeterdi.
Plajda vardı, kibarlıkta, insanlıkta.
Mersin büyüdü plaj sayısı da arttı, yan yana plajlar silsilesi gördü bu gözler.
Yüzerek bir plajdan bir diğer plaja geçmek mümkündü diyeyim de siz kafanızda canlandırın Mersin sahillerini.
En uzağı şimdiki Kipa Kavşağı denilen noktadaki Neptün Otel, Plaj ve Kamp alanıydı ki; sahillerimizin ilk modern konaklama tesisi olarak bilinirdi.
Yani:
Denizin, kumun, güneşin cennetiydi şimdi mevzu edilen 8-10 kilometrelik sahil.
Eskiyi anlatmamın nedeni yeniyi düşleyenlere bilgi notu vermektir.
Demem o ki;
Kimseye laf yetiştirmek, akıl vermek derdinde değilim.
Akla da, akıllıya da ihtiyacı yok Mersin’in.
Fazlasıyla olduğunu biliyorum.
Eksik olan iradedir.
Zayıf noktamızda; gezgin akıllılara “Çekil kenara, boş yapma” diyemeyişimizdir.
Eşeği, hem de “altın semerli eşeği” nasıl kaybettiğimizdir anlatmak istediğim.
Bir de cennetin nasıl ve kimler eliyle cehenneme çevrildiğini, Mersin’in, Mersinli’nin denizden nasıl koparıldığını sorgulamayışımıza dikkat çekmektir.
8-10 Doğal plajın olduğu kumsalı doldurarak, park yapıp, yol yapan bir de üstüne çok katlı binalar dikende bizler değilmişiz gibi davranmamızdır.
Kumuna bile kıyamayacağınız o sahile oteller, moteller, marina kamuflajlı AVM’ler yapılırken seyredenler başka şehirlerin insanları değildi herhalde.
Trafiğinden şikayet ettiğimiz bulvarı aynı zamanda ülkenin en güzel sahili diyerek alkışlayanlarda aynı kitledir bugün.
Projeye karşı değilim elbette ki.
Ama:
Bu işi yapmaya niyetlenen iradeye güvenmiyorum.
Aynı metro örneğinde olduğu gibi yapmaya niyeti olduğuna da şüpheyle yaklaşıyorum.
“Hesap vermem” zihniyetli kibir abidesi kafaları ve yoldaşlarını da örnek olarak gösteririm ki mal meydandadır bilip görmek isteyenler için.
Yarınlarda birilerinin “Para nerede” sorusuna birilerinden “denize düştü, balık kaptı, Kıbrıs’a kaçtı” cevabı gelirse kimseler ağlaşmasın deyip, kısa keseyim:
Maceraya gerek yok;
Bu iradeden Mersin’e hayır çıkmaz.
Bir de orta yere bir uyarı yapayım buradan:
Plaj derdine düşmeden önce deniz bu güne kadar ondan çaldıklarınızı “geri isterse” ne olacak sorusu cevap bekler.
Aklınızda bulunsun gari.
**
Sevdiğim Laflar:
“BAKMAZ HALINA, GİDER HASAN DAĞINA ODUNA!..”