Haber Merkezi
Türkiye genelinde 2026 Eylül ayı ile yeni okul dönemi heyecanı için geri sayım başladı. Okulların açılmasına kısa bir süre kala Mersin’de eğitimcilerden velilere; “Çocuklarımız okula başlıyor: yarışa değil, yaşama hazırlayalım!” uyarısı geldi.
“ÇÜNKÜ ÇOCUKLARIMIZ NOTLARDAN, SINAVLARDAN VE BAŞARI SIRALAMALARINDAN İBARET DEĞİLDİR”
Eğitim Sen Mersin Şubesi yayınladığı eğitim rehberi ile her yeni başlangıcın çocuklar açısından heyecan kadar kaygı, merak ve belirsizlik de taşıdığını bildirdi. “Bu süreçte çocuklarımızın en çok ihtiyaç duyduğu şey daha fazla baskı, daha çok test ya da daha yüksek başarı beklentisi değil; güven, sevgi, anlayış, dayanışma ve kendilerini özgürce ifade edebilecekleri bir ortamdır” diyen eğitimciler, “Çünkü çocuklarımız notlardan, sınavlardan ve başarı sıralamalarından ibaret değildir.
“ÇOCUĞUNUZU BAŞKA ÇOCUKLARLA KARŞILAŞTIRMAYIN”
Çocuğunuzu başka çocuklarla karşılaştırmayın, her çocuğun gelişim hızı, ilgileri, yetenekleri ve öğrenme biçimi farklıdır. ‘Arkadaşın senden yüksek aldı’, ‘Sınıfın en iyisi olmalısın’, ‘Bak kardeşin nasıl çalışıyor’ gibi karşılaştırmalar çocuğu geliştirmekten çok yetersizlik duygusuna sürükleyebilir. Çocuğunuzu başkalarıyla değil, kendi gelişimiyle birlikte değerlendirin. Başarının tek ölçüsünün sınav puanı olmadığını unutmayın” dedi.
“OKUL BAŞLADI, OYUN BİTTİ DEMEYİN”
İlkokula başlayan çocukların velilerine uyarılarda da bulunan eğitimciler, ilkokula başlamanın, çocuğun yaşamındaki en önemli geçişlerden biri oluğuna dikkat çekti. “Okuma yazmayı önceden öğretme yarışına girmeyin” diyen Eğitim-Sen Şube yönetimi, “Çocuğunuz okula okuma yazma bilerek başlamak zorunda değildir. Birinci sınıfın amacı yalnızca çocuğa harfleri, sayıları ve işlemleri öğretmek de değildir.
Çocuk öncelikle okulu sevmeli, öğretmeniyle güven ilişkisi kurmalı, arkadaşlarıyla birlikte yaşamayı öğrenmeli ve merak duygusunu korumalıdır. ‘Okul başladı, oyun bitti’ demeyin, oyun, çocuğun eğitim karşısındaki rakibi değildir. Oyun çocukluğun temel öğrenme biçimlerinden biridir. Çocuğun oyun oynama, hareket etme, dinlenme, sanatla ve doğayla buluşma hakkını akademik başarı adına ortadan kaldırmayın.
İLK GÜNLERDEKİ KAYGILARI KÜÇÜMSEMEYİN
İlk günlerdeki kaygıları küçümsemeyin; ‘Bunda korkacak ne var?’, ‘Artık büyüdün’, ‘Ağlama’ demek yerine onu dinleyin. ‘Okulla ilgili seni düşündüren bir şey var mı?’ diye sorun. Okula alışmak bir yarış değildir. Bazı çocuklar birkaç günde, bazıları daha uzun sürede uyum sağlayabilir. Çantasını siz taşımayın; ama yükünü birlikte hafifletin. Çocuğun yapabileceği işleri sürekli onun yerine yapmak yerine sorumluluk almasına olanak tanıyın. Kendi çantasını hazırlaması, eşyalarını düzenlemesi, ertesi gün için hazırlık yapması zamanla bağımsızlığını güçlendirecektir” ifadelerini kullandı.
ORTAOKULA BAŞLAYAN ÇOCUKLARIN VELİLERE UYARI
Ortaokula başlayan çocuklarımızın velilerine de uyarılarda bulunan eğitimciler, “Ortaokula geçiş yalnızca okul değiştirmek değildir. Çocuk aynı zamanda önemli fiziksel, duygusal ve sosyal değişimlerin yaşandığı bir gelişim dönemine girmektedir. Notlardan önce ‘Bugün nasılsın?’ diye sorun
Her gün; ‘Kaç aldın?’, ‘Ödevin var mı?’, ‘Deneme sınavında kaçıncı oldun?’ diye sormak yerine bazen; ‘Bugün seni mutlu eden ne oldu?’, ‘Canını sıkan bir şey yaşadın mı?’, ‘Bugün yeni ne öğrendin?’ diye sorun.
Çocuğunuz sizin için yalnızca bir ‘öğrenci’ değildir. Ergenliğin getirdiği değişimleri bir disiplin sorununa dönüştürmeyin. Çocuğunuzun arkadaşlarıyla daha fazla zaman geçirmek istemesi, kendi kararlarını almaya çalışması ve zaman zaman yetişkinlerle çatışması gelişim sürecinin parçası olabilir.
“AKRAN ZORBALIĞINI ÖNEMSEYİN”
Sınır koymak ile çocuğu sürekli kontrol etmek aynı şey değildir. Denetim yerine güvene, korku yerine iletişime dayalı bir ilişki kurun. Akran zorbalığını önemseyin. Çocuğunuzun davranışlarında ani değişiklikler, okula gitmek istememe, içine kapanma veya arkadaşlarından uzaklaşma gözlemlediğinizde bunu yalnızca ‘ergenlik’ diyerek geçiştirmeyin. Çocuğunuzu suçlamadan dinleyin; öğretmeni ve okulun psikolojik danışmanıyla iletişim kurun. Aynı hassasiyeti çocuğunuzun başka bir öğrenciye zorbalık yaptığı durumda da gösterin.
LİSEYE BAŞLAYAN GENÇLERİMİZİN VELİLERİ DİKKAT
Lise yılları gençlerin kimliklerini, dünya görüşlerini, arkadaşlıklarını ve gelecek beklentilerini şekillendirdikleri önemli bir dönemdir. Çocuğunuzu yalnızca üniversite sınavına hazırlanan biri olarak görmeyin Daha dokuzuncu sınıfta başlayan; ‘TYT ne olacak?’, ‘AYT'ye ne zaman başlayacaksın?’, ‘Hangi üniversiteyi kazanacaksın?’ baskısı gençlerin lise yaşamını uzun bir sınav maratonuna dönüştürebilir. Gençlerin edebiyatla, sanatla, sporla, bilimle, doğayla ve toplumsal yaşamla ilişki kurmalarını destekleyin. Eğitim yalnızca bir meslek edinme süreci değildir; insanın kendisini ve dünyayı anlamasının yollarından biridir.
GENÇLERİN SÖZ HAKKINI TANIYIN
Gençlerin söz hakkını tanıyın. Kıyafetinden arkadaşlıklarına, ilgi alanlarından geleceğine kadar her konuda onun yerine karar vermek yerine konuşun, tartışın ve dinleyin. Gençler kendi yaşamlarının edilgen nesneleri değil, hakları ve düşünceleri olan bireylerdir. Meslek seçimini sizin hayalleriniz belirlemesin ‘Doktor, mühendis ol’, ‘Bu bölümün geleceği yok’ yerine; ‘Sen ne yapmak istiyorsun?’ diye sorun. Çocuğun yaşamı, anne ve babanın gerçekleştiremediği hayallerin telafi alanı değildir” diye konuştu.
VELİLERE 10 PEDAGOJİK ÖNERİ
Tüm velilere 10 pedagojik öneride de bulunan Eğitim-Sen Mersin Şubesi yönetimi, bunları şöyle sıraladı; “Dinleyin. Çocuğunuzu hemen yargılamadan, öğüt vermeden ve çözüm üretmeye çalışmadan önce ne söylediğini gerçekten dinleyin. Karşılaştırmayın; Her çocuk biriciktir. Çocukları birbirleriyle yarıştırmak dayanışmayı değil rekabeti büyütür.
Notu değil öğrenmeyi önemseyin; ‘Kaç aldın?’ sorusunun yanına mutlaka ‘Ne öğrendin?’ sorusunu ekleyin. Hata yapmasına izin verin; hata öğrenme sürecinin doğal parçasıdır. Yanlış yapan çocuk cezalandırılması gereken değil, desteklenmesi gereken çocuktur. Kitap okumayı cezaya ya da ödeve dönüştürmeyin. Çocuğa ‘Kitap oku!’ demekten çok, kitap okunan bir ev ortamı oluşturun. Ekranı yalnızca yasaklamayın; dijital dünyayı birlikte anlamaya çalışın. Siber zorbalık, mahremiyet, kişisel veriler ve sosyal medya konusunda konuşun. Yasaktan çok dijital okuryazarlığı geliştirin. Çocuğun dinlenme hakkına saygı gösterin; Okul, kurs, özel ders ve test arasında çocukluğa yer bırakmayan programlardan kaçının. Ayrımcı dile izin vermeyin; Çocuğunuzu cinsiyet, engellilik, dil, kimlik, ekonomik durum veya başka herhangi bir farklılık üzerinden ayrımcılığa karşı yetiştirin. Farklılığın tehdit değil, toplumsal yaşamın zenginliği olduğunu öğretin. Öğretmeni çocuğunuzun karşısına, çocuğunuzu öğretmenin karşısına koymayın. Sorunları karşılıklı suçlama üzerinden değil; öğrenci, veli ve eğitim emekçisinin birlikte çözebileceği demokratik mekanizmalar üzerinden ele alın.
Okulun yalnızca müşterisi değil, demokratik bileşeni olun; Çocuğunuzun eğitim hakkını ilgilendiren konularda söz söyleyin. Okuldaki sorunları yalnızca bireysel çözümlerle aşmaya çalışmayın; diğer veliler ve eğitim emekçileriyle dayanışın.
EĞİTİM BİR AYRICALIK DEĞİL, HAKTIR!
Bir çocuğun nitelikli eğitim alıp alamaması ailesinin gelirine, yaşadığı mahalleye ya da özel ders ve kurslara ayırabileceği paraya bağlı olmamalıdır. Okullar arasındaki eşitsizliklerin çözümü çocuklarımızı ‘daha iyi okul’ arayışı içinde birbirleriyle yarıştırmak değil, bütün okulların nitelikli hale getirilmesidir.
Her çocuğun; nitelikli ve ücretsiz eğitime, yeterli ve sağlıklı beslenmeye, temiz içme suyuna güvenli okul ortamına, bilimsel ve laik eğitime, kendi ana dilinde eğitim hakkına, sanata, spora ve oyuna, ayrımcılıktan uzak bir eğitim ortamına erişebilmesi kamunun sorumluluğudur.
“VELİLER BİRBİRLERİNİN RAKİBİ DEĞİLDİR”
Veliler olarak çocuklarımızdan sürekli daha fazlasını istemeden önce eğitim sisteminden çocuklarımız için daha iyisini istemeliyiz. Çocuklarımız birbirlerinin rakibi değildir. Veliler birbirlerinin rakibi değildir. Öğretmenler ile veliler birbirlerinin karşısında değildir. Öğrenciler, veliler ve eğitim emekçileri aynı eğitim sürecinin bileşenleridir. Çocuklarımızı rekabetin değil dayanışmanın; itaatin değil sorgulamanın; ayrımcılığın değil eşitliğin; korkunun değil özgürlüğün egemen olduğu okullarda yetiştirmek mümkündür. Çocuğunuzun notunu değil, sesini duyun. Çocuklarımızı yarıştırmayalım, dayanışmayı öğretelim. Her çocuk için eşit, ücretsiz, laik, bilimsel, demokratik ve nitelikli eğitim!”